" /> İş Hukukunda İbraname
info@diclelaw.com 0 232 332 19 10

İş Hukukunda İbraname

 

İş Hukukunda İbraname başlıklı bu makalemizde konu hukuken her yönden incelenmiş ve en önemli kısımlar dikkatlere sunulmuştur.

 

1. GİRİŞ

İş hukuku uygulamasında “ibra” oldukça geniş bir uygulama alanına sahip bir müessesedir. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanunu (BK) yürürlüğe girene kadar, ibranın hukuki bir dayanağı bulunmamaktaydı. Kanunen var olan bu boşluk, Yargıtay içtihatları ve kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’nun 115. maddesi ile doldurulmaktaydı.

İbra, Borçlar Hukuku anlamında; borcun, alacağın tatmin edilmeyerek, sona erdirilmesi halini ifade eder. Ancak bu tanımın karşısında, İş Hukuku’nun varlık sebebi dolayısı ile ibranın daha dar yorumlanması zaruridir. Bu yorum karşısında da, aşağıda ayrıntılı olarak da açıklamaya çalışacağımız üzere, İş Hukuku’nda ibra, ifanın kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu makalemizde, ibranamenin tanımı, hukuki niteliği, çeşitleri üzerinde durup, benzer kurumlarla karşılaştırmalı olarak ifade etmeye çalışacağız. En son olarak Yargıtay’ın ilke kararı ve yakın dönem kararlarını değerlendireceğiz. Bu noktada 6098 sayılı TBK’nun yürürlüğe girdiği tarih olan 01.07.2012 tarihi de önem taşımaktadır. Bu tarihten önce düzenlenen ibranamelerin 818 sayılı BK hükümleri ve Yargıtay kararlarına göre değerlendirileceği göz önüne alındığında, her iki döneme ilişkin ayrıntıların bilinmesinde fayda vardır.

 

2. İBRANIN TANIMI

İbra, Arapça kökenli, “aklama”, “temize çıkarma” anlamına gelen bir kelimedir.
Hukuk doktrinin de en kapsamlı tanım, Şakir Berki tarafından yapılmıştır. Bu tanıma göre ibra; alacaklının ivazlı veya ivazsız olarak alacağının tamamından veya bir kısmından borçlu lehinde feragat etmesi, daha doğrusu itfa edilmiş gibi kabul eylemesidir.

Diğer bir tanım, ünlü Alman hukukçu Von Thur tarafından yapılmış ve ibra; “alacaklının alacağını elde etmeksizin borcun ortadan kaldırılmasıdır” denmiştir.

Buraya kadarki tanımlarda, borcun tamamıyla ödenmesi haline ilişkin hiçbir ifade yoktur. Bu noktada Yargıtay’ın ibrayı tarif edip etmediği önemlidir. Ancak öncelikle şunu belirtelim; uygulamada ibraname, ibra belgesi, ibra senedi, ibra sözleşmesi, gibi çeşitli adlarla düzenlenmekte, içerikleri de hukuken farklı olabilmektedir. Bu sebeple, tüm farklı hukuki müesseseleri kapsayan tek bir tarifi hem bulmak hem de bu tarifi doğru kabul etmek mümkün değildir.

Bu bağlamda Yargıtay kararları incelendiğinde, İş Hukuku anlamında ibra, borcun tatmin edilmeyerek sona erme halleri dışında tutularak ve ifanın kanıtı olarak kabuk edilmektedir.

Aslında ibra; borcun sona erme sebeplerinden biridir. Borcun tamamen ödendiğini belirten bir ibra sözleşmesinin ibra değeri yoktur. Böyle bir belge borcun ifa suretiyle son bulduğunu gösterir. HGK’nun bir kararında; alacaklının alacağından vazgeçmesine ve bu suretle borçtan kurtulmasına ilişkin akde; ibra denildiği belirtilmiştir. Devamla; “alacak hakkı alacaklının tek taraflı bir vazgeçme beyanı ile sona ermez. İbra sözleşmesinin kurulması içinde icap, kabul ve bu iki irade beyanı arasında uygunluk bulunması zorunludur. İbra sözleşmesinin geçerli olması için ise sadece tarafların bir sözleşme yapmaları ve tarafların bu sözleşme ile alacağı sona erdirmeyi istemeleri yeterlidir” denmiştir.

 

3. İBRANIN HUKUKİ NİTELİĞİ

Bilindiği gibi ibra, 6098 sayılı BK’nun yürürlüğe girmesine kadar hukukumuzda yasal olarak düzenlenmemişti. İş kanunlarında ve BK’nda ibra sözleşmesine yer verilmediğinden BK yürürlüğe girinceye kadar yukarıda da bahsedildiği gibi yargısal içtihatlar ve İsviçre Borçlar Kanunu’nun 115. maddesi bu boşluğu gidermiştir. Yargıtay tarafından belirlenen ilkeler, ibranın geçerliliğinin denetlenmesinde kullanılmıştır.

Özellikle iş hukuku alanında yaygın olarak kullanılan ibranamenin yasal düzenlemesinin olmayışı yasa koyucu tarafından dikkate alınmış ve 6098 sayılı BK’nun 132 , 420 ve 166 . maddeleri ile getirilen hükümlerle uygulamadaki sorunların çözüme kavuşması amaçlanmıştır.

Makalenin ilerleyen bölümlerinde, her başlık altında 818 sayılı Borçlar Kanunu dönemindeki uygulama ile yeni düzenleme paralel olarak değerlendirilecektir.

 

4. İBRANIN ÇEŞİTLERİ

Borçlar Hukuku kapsamında ibra, ivazlı ve ivazsız olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
a. İvazlı İbra: Mukabil bir eda veya bir bedel karşılığında yapılan ibradır. Borcun sadece bir kısmı eda edilmekte ve kalan kısım için borçlu borcundan kurtulmaktadır.

Bu ibra çeşidinde dikkat edilmesi gereken husus, borcun tamamının ödenmesi veya tamamına karşılık gelecek bir edimde bulunulması halidir. Bu halde, artık ibradan değil ifadan bahsedilecektir. Bu edim sonucunda düzenlenen belge de, ibraname değil, bir ifa belgesidir. Böyle bir belge borcun “ifa suretiyle son bulduğunu” gösterir.

b. İvazsız İbra: Bu ibra çeşidinde, mukabil her hangi bir edim veya bedel olmaksızın alacaklı borçluyu borcundan kurtarır. Kural olarak alacaklının kayıtsız şartsız olarak alacağın tümünden vazgeçmesi gerekmektedir.

İvazsız ibranın ise, feragat müessesesi ile karıştırılması riski mevcuttur. Bu noktada, feragatin borcu sona erdirmediği sadece HMK anlamında talep ve dava hakkını ortadan kaldıracağı unutulmamalıdır..

 

5. İBRANIN BENZER KURUMLARLA KARŞILAŞTIRILMASI

A. Alacağı Talep Etmeme Taahhüdü
Bu müessesede, alacaklı ile borçlu borcun ortadan kaldırılması değil, alacağın talep edilmeyeceği konusunda anlaşırlar. Üzerinde mutabık kalınan bu taahhüt; davadan feragat veya tecil olarak ortaya çıkabilir.
Tecil ise, sözleşmenin kurulmasından sonra yapılan bir anlaşma ile tarafların ifa tarihini daha ileri bir tarih olarak değiştirmeleri demektir ve bu yönüyle ibranameden bütünüyle ayrılır.

B. Menfi Borç İkrarı
İbrada borç ve borç ilişkisinin varlığı tartışmasızken, menfi borç ikrarı sözleşmesi ile taraflar artık aralarında bir alacak bulunmadığını tespit ederler.

C. Sulh Sözleşmesi
İbraya en çok benzerlik gösteren kurum sulh sözleşmesidir. Aralarındaki en temel fark; sulh sözleşmesinde; mutlaka şüpheli ve çekişmeli bir alacak var olması ve tarafların karşılıklı olarak tavizlerde bulunmasıdır. Sulh sözleşmesi, ibradan daha geniş bir kapsama sahiptir. Örneğin, borcun kabulü, yenilenmesi, değiştirilmesi, ertelenmesi gibi hususları içerebilir. İbra da ise tavizde bulunan alacaklıdır ve alacağın varlığı her zaman tartışmasızdır. Bu sebeple sulh sözleşmesinden farklıdır.

D. İkale
İş Hukuku alanında oldukça yaygın olarak kullanılmaya başlanan ikalede taraflar borç ilişkisinin sona ermesi konusunda yeni bir anlaşma yaparlar ve ilişkiyi bütünüyle ortadan kaldırırlar. Ancak ibra ise sadece münferit borçları sona erdireceğinden, ikaleden farklıdır.

E. KONKORDATO
Konkordato, dürüst borçlunun talebinin İİK uyarınca kabul edilmesi ve yetkili makamlarca tasdik edilmesi ile oluşan bir kurumdur. Bu kapsamda borçluya süre verilir veya kararlaştırılan oranda bütün adi borçlarında bir indirim yapılır. Bu sebeple, borçlunun borcundan kurtulması hali olmadığı için ibra ile benzerliği yoktur.

F. MAKBUZ
Makbuz, iş hukuku alanında ibra ile en fazla bir arada kullanılan terimdir. Makbuzun tanımına bakacak olursak; borçlanılmış edimin alındığını gösteren ve alacaklı (işçi/işveren) tarafından imzalanmış belge olduğunu görürüz.

Gerçekten de, ifanın kanıtı olan bir belge olan makbuzla ile borcun tatmin edilmeyerek sona ermesi hali olan ibranın aynı olması düşünülemez.

Makbuz ile ibra kurumları arasında hukuken hiçbir benzerlik olmamasına rağmen, Yargıtay uygulamalarında eşdeğer kabul edilmeleri, iş hukukunun işçi lehine yorum ilkesinin bir sonucudur.

TBK yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenen ibranamelerde, iş sözleşmesinin devamı sırasında veya sona ermesinin üzerinden henüz bir ay geçmeden yapılan ve miktar içeren ibranamelerin MAKBUZ hükmünde sayılacağı yasada belirtilmiştir. Bu halde dahi banka yoluyla ödeme yapılması zorunluluğu devam etmektedir.
818 sayılı yasa ile arasındaki fark, 818 sayılı yasa döneminde ibranamenin makbuz sayılması için ödemenin bankadan yapılması zorunluluğunun bulunmamasıdır.

 

6. İBRA SÖZLEŞMESİ YAPILMASI İÇİN GEREKLİ KOŞULLAR

Hukuken bir ibranamenin varlığından söz edebilmek için aşağıda ayrıntılı bir şekilde bahsedeceğimiz koşulların bir arda olması gerekmektedir.

A. ALACAK – BORÇ İLİŞKİSİNİN VARLIĞI
TBK 420. maddesinde belirtildiği üzere, alacaklı ile borçlu arasında iş sözleşmesinden, iş kazasından veya iş sözleşmesinin feshinden doğan bir alacak bulunmalıdır.
TBK 420. maddede açıkça “işçinin işverenden” şeklinde bir ifade kullanılması, bunun da bir geçerlilik kuralı olduğunu göstermektedir. Gerçekten de, işverenin veya 3. kişinin işçiden olan alacağına ilişkini düzenlenecek ibranamelerin TBK 132. madde hükmüne uygun olması yetecektir.

Ayrıca bu alacağın doğmuş ve çekişmesiz olması da şarttır. Doğmamış bir alacak için veya çekişmeli olan bir alacak için ibraname düzenlenemez. Örneğin iş ilişkisi devam ederken alınan bir ibra kural olarak geçersizdir elbet ama içerdiği miktar bakımından makbuz kabul edilecektir.
Eğer alacak çekişmeli ise de, tarafların düzenleyeceği belge ibraname değil sulh sözleşmesi olmalısı gerektiğinden yukarıda da bahsedilmiştir.

B. TARAFLARI
İş hukuku kapsamında düzenlenen ibranamenin tarafları işçi ve işverendir. İşçi, kendi adına ibraname imzalaması için özel olarak birini yetkilendirebileceği gibi, adına düzenlenmiş ibranameye icazet vererek geçerli hale getirebilir.

C. YETKİ
Tarafların kural olarak muhakkak tam ehliyetli olması lazımdır. Olmadığı hallerde, TMK’nun ehliyet ile ilgili hükümleri uygulanacaktır.

D. DÜZENLENME ZAMANI
Sözleşme süresi devam ederken veya doğmamış – ileride ortaya çıkacak bir alacak için ibranamenin düzenlenemeyeceğinden bahsetmiştir.

TBK’ndan önce de, Yargıtay içtihatları uyarınca ibranamenin tarih içermemesi veya içeriğinden tanzim tarihinin anlaşılmaması durumunda, ibranameye değer verilmezdi. Yani 6098 s. BK döneminde düzenlenen ibra sözleşmelerinde, tanzim tarihinin bulunması geçerlilik koşuluydu.
Şimdi ise bu konuda açık bir hüküm olduğundan, çözümü çok kolaydır. TBK 420. maddede, işçinin alacakları ile ilgili düzenlenen ibranamelerde tanzim tarihinin muhakkak, iş akdinin sona erdiği tarihten itibaren bir ay sonrayı göstermek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Bunun tespiti için, tanzim tarihinin olmaması veya buna ilişkin tespite yarar bir ifade bulunmaması, ibrayı geçersiz hale getirecektir.

Burada önemli olan, kanımca uygulamada işe yarayacak bir bilgi olarak, bir aylık sürenin ne zaman işlemeye başlayacağını belirlemek olacaktır. Çünkü yasada bir aylık sürenin ne zaman başlayacağına dair bir hüküm olmadığı ve sadece sözleşmenin sona erme tarihinden bahsedildiği için, iş sözleşmenin ne zaman sona erdiğinin tespit edilmesi gerekir.
Buna göre; eğer iş sözleşmesi, İŞK md. 17’ye göre, bildirimli olarak işveren tarafından feshedildi ise, fesih beyanının karşıya ulaşması koşulu ile ihbar önelinin bitim tarihinde sona erer. Eğer sözleşme, ihbar öneli verilmeden peşin ödeme yolu ile feshedildi ise, peşin ödemenin yapıldığı tarihte sona erer. Eğer sözleşme, ihbar öneli verilmeden usulsüz veya İŞK md. 25 uyarınca bildirimsiz feshedilirse, fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarihte sona erer. İşçinin evlenme, askerlik veya emeklilik sebebiyle veya istifa veya İŞK md. 24’e göre bildirimsiz feshetmesi halinde, fesih bildiriminin işverene ulaştığı tarihte sözleşme sona erer ve bu tarihlerden itibaren, bir aylık süre işlemeye başlar.

Bu noktada kanun koyucunun neden bir aylık süre belirlediğini sorgulamakta fayda vardır. Şöyle ki; iş güvencesine tabi işçilerin bir aylık sürede işe aide davası açması söz konusu olacağından, bu kapsamdaki işçilerin, işe iade davası açma haklarının bulunduğu bu dönemde baskı altında kalmalarını önlemek amaçlanmıştır. Sonuç olarak işverenin yaptığı fesihten itibaren bir aylık süre geçmeden yapılan ibranameler geçersizdir, ifa hükmündedir.

Buna karşılık, fesihten bir ay sonra işçinin hem ibraname düzenleyip hem de işe iade davası açması da mümkündür. Bu halde, işe iade davası reddedilirse, ibra geçerli sayılacaktır. Dava kabul edilir, işçi işe başlamak için işverene başvurmaz ise, yine ibra geçerli olur. İşçi başvurduğu halde işveren işe başlatmazsa, fesih geçersiz hale geleceğinden, ibra, sözleşme devam ederken imzalanmış sayılır ve ifa hükmünde olur.

E. ŞEKİL
818 sayılı BK döneminde ibranamenin şekli konusunda doktrinde tartışmalar mevcuttu. Doktrinde bir kısım görüş, içeriği tam olarak belirli olan sözlü bir ibranamenin, sadece “sözlü” olarak yapıldığı için geçersiz sayılmaması gerektiği yönündeyken, diğer bir görüş ve Yargıtay, en azından ispat yönünden yazılı olmasının aranması gerektiği yönündeydi.

Ancak TBK md. 132 ve420 bu tartışmalara artık son vermiştir. Maddelerde iş ilişkisinden doğan ibranamelerin yazılı olması gerektiği, diğer hallerde ibranamenin herhangi bir şekle bağlı olmaksızın yapılabileceği belirtilmiştir.

Kanun koyucu, işçinin korunmasını sağlamak, işe giriş sırasında veya iş ilişkisi devam ederken işçilerden alınan ibranamelerin önüne geçmek ve ispat kolaylığı sağlamak adına, işçi alacaklarına ilişkin düzenlenen ibranamelerin yazılı olması diğerlerinin bu şarta bağlı olmaması şeklinde bir ayrıma gitmiştir.

F. İBRA KONUSU ALACAĞIN TÜRÜNÜN VE MİKTARININ İBRANAMEDE AÇIKÇA BELİRTİLMİŞ OLMASI GEREKİR
818 sayılı BK döneminde işçilik alacaklarına ilişkin düzenlenen ibranamelerde alacağın sadece türünün belirtilmesi yeterli görünmüşken, (ibraya konu alacakların tek tek sayılarak işverenin ibra edildiğini içeren, fesihten sonra düzenlenen, imzası işçiye ait olan, irade fesadı altında düzenlenmeyen, savunma ile çelişmeyen) 6098 sayılı TBK’nda alacağın hem türü hem de miktarının açıkça belirtilmesi şartı aranmıştır. Bu husus geçerlilik koşulu sayılmış, birinin eksikliğine, kesin hükümsüzlük sonucu bağlanmıştır.

İş kazası neticesi doğan maddi manevi tazminata ilişkin düzenlenen ibralarda da miktar belirtilmesi şartı getirilmiştir.

G. ÖDEMENİN EKSİKSİZ OLARAK BANKA YOLUYLA YAPILMASI
6098 sayılı TBK ile getirilen bu hükmün iki olumsuz durumu önlemesi düşünülmüştür. Bunlardan ilki; önceden ibranameyi imzalayan, kendisine ödeme yapılmayan işçinin, irade fesadı hallerini de ispatlayamadığı durumda alacağını alamaması riski idi. Diğeri de; ibra kapsamındaki alacağı elden ödeyen işverenlerin, imza inkarı vs nedenlerle ibranın geçersiz kalması üzerine yaşadıkları ispat sorunu dolayısı ile mükerrer ödeme yapmak zorunda kalmalarıydı. Banka yoluyla ödeme yapılması zorunluluğu bu iki riski ortadan kaldırmıştır.

 

7. İBRA SÖZLEŞMESİNİN KURULUŞU

İbraname de bir sözleşme olması dolayısı ile, Borçlar Kanunu anlamında bildiğimiz şartları taşır. Sözleşmenin kurulması için icap yeni adıyla “öneri” ve “kabul” bulunmalı, irade fesadı hallerinden biri bulunmamalıdır.

İbraname konusunda irade fesadı halleri önem taşımaktadır. İrade fesadı hallerinden olan hata, hile, ikrah burada ayrıntılı olarak açıklanmayacaktır. Ancak gabinin (aşırı yararlanma) ibranamelerin geçerliliği noktasında önemi büyük olduğundan kısaca değinmekte fayda vardır. Yargıtay’ın ibranamenin makbuz hükmünde olduğuna ilişkin çok sayıdaki kararının temel noktası budur. HGK kararında gabin açıklanmış ; gerçek borç miktarı ile yazılı ödeme tutarı arasında açık oransızlığın varlığının ibranın irade fesadı altında imzalandığına dair karine oluşturacağı hükme bağlanmıştır.

Diğer bir sık karşılaşılan bir irade fesadı hali ise, İstifa beyanı içeren ibra belgesinde, işçinin yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazı kayıt koyması durumudur. Bu kayıt, ibranın baskı altında imzalandığının ya da ibra iradesini bulunmadığının göstergesi olarak kabul edilmektedir. 6098 s. TBK’dan sonra da bu şekildeki ihtirazi kayıtlar ibranın geçerliliğini etkileyecektir. Miktar içermiyorsa ibraname zaten geçersiz olacak, miktar içerdiği halde itiraz var ise, itirazın mahiyetine göre karar verilecektir.

İrade fesadı hallerinden birinin varlığı halinde, işçi irade fesadı hallerinden birine dayanarak ibranamenin feshini isteyebileceği gibi, bir alacak davasında işverenin ibra savunmasına işçi irade fesadı itirazında bulunabilir. Bu durumda işçi bu iddiasını her türlü delille ispat edebilir.
Diğer taraftan, iş kazasından doğan maddi-manevi tazminata ilişkin alacaklarda veya sigortalı veya destekten yoksun kalanların düzenledikleri ibranamelerde; ibranın kazadan sonra yapılması, miktar içermesi, gerçek maddi zarar ile ibranamedeki maddi tazminat arasında açık bir oransızlık bulunmaması gerekir. Eğer ibranamedeki miktarın ne kadarının maddi ne kadarının manevi tazminata ilişkin olduğu anlaşılmıyorsa, ibraname geçersiz sayılmayacak, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları uyarınca, yarı yarıya olduğu kabul edilecektir.

 

8. İBRA SÖZLEŞMESİNİN SONUÇLARI

BORCUN SONA ERMESİ
İbra gerçekten de alacak ve borcu doğrudan doğruya ortadan kaldırır. Kısmi ibrada, ibra edilen kısım, tam ibrada borcun tamamı ortadan kalkar.

Yargıtay’ın son dönem kararları bildiğiniz üzere, miktar yazılı ibranamenin makbuz niteliğinde olması, borcun ancak yazılı miktar kadar sona ermesi şeklindedir. Zira ibra miktar içerse dahi kalan alacak hakkından kesin ve açık bir şekilde vazgeçilmesi halinde ibra kabul edilmelidir. Bu şekilde geçmiş dönem Yargıtay kararları mevcuttur. Bu durumda dahi irade fesadı ve diğer hallerin araştırılması gerektiği hususu unutulmamalıdır.

Yargıtay’ın işçi lehine yorum ilkesini bir kenara bırakmadığını, “emeği ile geçinen işçinin nedensiz yere işi bırakıp işvereni ibra etmesinin hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği” şeklindeki yerleşmiş görüşü de göz önünde tutulmalıdır.

Ancak her ne kadar 6098 sayılı TBK 132. maddesinde ivazlı ibraya da geçerlilik hakkı verilmişse de, 420. maddede bu imkan artık kalmamıştır.

1- Fer’i BOÇLARA ETKİSİ
Eğer ibranamede bu konuda açık bir saklı tutma açıklaması yok ise, asıl borç ile birlikte tüm ferileri de sona erer.

2- MÜTESELSİL BORÇLARA ETKİSİ
Bu tür borçluluk, işyeri devri hallerinde veya alt-asıl işverenlik hallerinde görülmektedir. Mesela işçinin, doğrudan bağlı bulunduğu alt işvereni ibra ettiği hallerde, açıkça aksi yazılmadı ise veya halin icabından anlaşılmıyorsa, asıl işveren de borçtan kurtulur.

3- GENEL ANLAMDA İBRA

Bir ibraname değerlendirilirken, tüm ayrıntıların kesin – açık bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Bu açıklığı içermeyen ibraname borçluyu borcundan kurtarmaz.

Gerçekten de Yargıtay’ın bu konuda oldukça fazla kararı vardır. İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından borcun sona ermediği yerleşmiş bir görüştür.
Mesela işçi ile işveren arasında tek bir alacak oluşmuşsa, genel anlamda ibra; “borcun bulunmadığı” şeklinde, hüküm ifade eder.

Ama biliyoruz ki; iş sözleşmesi sona erdikten sonra genelde tek bir alacak çıkmamaktadır. Birçok alacağın meydana çıktığı durumlarda, genel anlamda bir ibra ifadesi kesinlikle hüküm ifade etmez.

Bu halde, ödenmiş alacaklar tek tek sayıldıktan sonra başka bir hakkın kalmadığına ait bir kayıt, sadece sayılan haklara ilişkin ibra anlamına taşır. Yargıtay’ın bu noktadaki görüşü de, tüm alacak kalemlerinin muhakkak sayılması gerektiği şeklindedir.

9. İŞ KAZASINDAN DOĞAN TAZMİNATLARDA İBRA
İş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminatlara ilişkin ibra belgeleri ile işçilik alacaklarına ilişkin düzenlenen ibranameler bütünüyle farklıdır. Gerçekten de, iş kazası veya meslek hastalığının ortaya çıktığı zaman kusur oranı ve gerçek zarar bilinmemektedir. Bu sebeple borçlunun, gerçek zarar ortaya çıkmadan yaptığı ödemeler karşısında aldığı ibranın borcu sona erdirdiği kabul edilemez.

Yargıtay bu konuya ilişkin ilkeler belirlemiştir. Bunlardan birisi 21. HD’nin kararında ; “gerçek anlamda ibranameden bahsedebilmek için işçiye yapılan ödemenin miktar olarak ibranamede belirtilmesi şarttır” denmek suretiyle, iş kazaları ve meslek hastalığına bağlı alacaklarda ibranın borcu sona erdiren etkisinden söz edebilmek için ilk koşulun ibranamenin “miktar” içermesi olduğu belirtilmiştir.

İkincisi, ibranamede yazılı olan miktar ile tazmini gereken tutar arasında açık oransızlık olup olmamasıdır. Aradaki bu oran incelendikten ve gerçek zarar tespit edildikten sonra, miktarlar arasında açık bir oransızlık yok ise, ibranın borcu sona erdirme özelliği devreye gireceğinin kabul edilmesi gerekecektir.

Yapılan incelemede eğer miktarlar arasında açık oransızlığın olduğu tespit edilir ise, yapılan ödeme kısmi ifa kabul edilmekte yani ibra makbuz niteliğini kazanmaktadır. Yargıtay 21. Daire ve HGK’nun istikrar kazanmış uygulaması bu yöndedir.

Bu noktada “açık oransızlık” teriminin nasıl uygulanacağı önem kazanmaktadır. Bu konuda doktrinde çok fazla görüş vardır. Ama genel eğilim,100 birimlik bir zararın 80-85 birimi önceden karşılanıyorsa, bu ibranın geçerli olacağı yönündedir.

Bir başka husus, işveren tarafından yapılan ödemenin, maddi, manevi tazminat olarak belirtilmesi gerektiğidir. Bir olayda işveren maddi zararın çok üzerinde bir ödeme yapmış olmasına rağmen, ödemenin manevi tazminatı kapsadığı şeklinde bir ibare olmadığı için, Yargıtay ödemenin sadece maddi tazminatı kapsadığına karar vermiş HGK da bu kararı onamıştır.

Son olarak, bu başlıkta, manevi tazminatın ödendiğine dair ibranamede kayıt olması hususudur. Yargıtay’ın benimsemiş olduğu manevi tazminatı bölünmezliği ilkesi gereğince, manevi tazminata yapılan ödemeye ilişkin verilen ibraname borcu sona erdirecektir.

 

10. HİZMET TESPİTİ İSTEĞİ VE İBRANAME

Sigortalılık kişi bakımından sadece hak değil aynı zamanda bir yükümlülük olduğundan, kişi bu hakkından feragat edemeyeceğinden, tarafların ibraname düzenleyerek hizmet tespiti ile ilgili hak ve yükümlülüklerini önceden kaldırmaları mümkün değildir.

Ancak sadece Yargıtay, ibranamede bulunan hizmet sürelerinin üzerinde durulması gerektiğini belirtmiş, ibraname bu anlamda delil olarak değerlendirilmiştir.

11. RÜCUAN TAZMİNATLARDA İBRA

Bilindiği gibi, bu kurum, iş kazası sonrasında SGK tarafından sigortalı ve hak sahiplerine yaptığı ödemeleri işverenden talep etmesi şeklinde düzenlenmiştir. Bu talep de, hak sahiplerinin talep edebileceği miktar ile sınırlanmıştır.

12. İŞ GÜVENCESİ VE İBRA

İlk olarak ikale durumunu ele alırsak, usulüne uygun düzenlenmiş bir ikale işveren feshi olarak kabul edilmeyeceğinden iş güvencesi hükümleri de olayda uygulanmayacaktır.
İkale imzalayan işçi iradesinin fesada uğratıldığını iddia ederek işe iadesini talep edebilmesi de mümkündür.

Bu kısa hatırlatmadan sonra, tarafların karşılıklı anlaşma halinde veya ibraname ile iş güvencesi hükümlerinden vazgeçmesi veya işçinin, işvereni bu yönden ibra ettiğini belirtmesi, işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanmasını engellemez. Buna ilişkin sözleşme hükümleri geçersizdir.

Yargıtay başka bir kararında işe başlatmama tazminatının peşin olarak ödenmesi halinde işe iade davasından vazgeçmeyi geçerli saymamıştır. Ancak dava sırasında bu ödeme yapılır ise işçinin davadan vazgeçmesi olanaklıdır.

13. İBRANAMENİN YARGILAMA SAFAHATINDA İLERİ SÜRÜLMESİ

1086 sayılı HUMK döneminde, ibraname savunması hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olduğundan her aşamada, temyiz aşaması da dahil ileri sürülebilmekteydi.
6100 sayılı HMK döneminde, ileri sürülmesi konusuna, ibranın tanzim tarihine göre, üç ayrı noktadan yaklaşmak lazım,

1- İbraname dava öncesinde imzalandı ise,; HMK129/e; maddesi uyarınca cevap/dava dilekçesi ekinde sunulması gerekir.
Eğer cevap dilekçesinde ibranameye dayanılmamışsa, HMK md. 145 yollamasıyla, yargılamayı geciktirme niyeti yoksa veya önce ileri sürülmemesi kusurdan kaynaklanmıyorsa, davalı ibranameye dayanılabilir.
2- İbraname dava sırasında imzalandı ise; her aşamada sunulabilir.
3- İbraname yargılama bittikten sonra imzalandı ise; Yargıtay’a sunulur ve böylelikle kararın bozulması sonucunu doğurur.

14. SONUÇ

Buraya kadar ibranameye ilişkin bahsettiğimiz hususları toparlamak ve ibranamenin iş hukuku açısından unsurlarını tekrar başlıklar halinde saymak gerekirse;

1- Taraflar arasında iş ilişkisinden doğan bir alacak bulunmalıdır.
2- Bu alacak ibranamenin düzenlendiği sırada doğmuş ve çekişmesiz olmalıdır
3- Tarafların borcun ibra edilmesi konusunda iradelerinin birleşmesi ve fiil ehliyetlerine sahip olmaları gerekir
4- Yazılı şekilde düzenlenmelidir
5- İbraname, iş sözleşmesinin sonlanmasından en az bir aylık süre geçtikten sonra düzenlenmelidir
6- İbra konusu alacağın miktarının ve türünün açıkça yazması gerekir.
7- İbranamede yazılı hak tutarının eksiksiz olarak ve banka yoluyla yapılması gerekir.
8- Ve bütün bu unsurların birlikte oluşması gerekir. Birinin eksikliği halinde, ibraname geçersiz sayılacak ve ibranamedeki yazılı miktar üzerinden makbuz sayılacaktır.

9 HD İLKE KARARI

TBK md. 420’nin yeni bir düzenleme olması sebebi ile uygulamaya yön verecek şekilde yeterli Yargıtay kararı henüz oluşmamıştır.

Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin temyiz incelemelerinde benimsediği ilke kararından bahsetmekte büyük fayda vardır.

Daire kararında, yasadaki ibraname maddelerine yer vermiş özellikle 420. maddedeki unsurları incelemiştir.

Daire ivazlı ibranın geçerliliğinin yasada korunduğunun altını çizmiş ve “alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmeleri ancak ödemenin banka yoluyla yapılmış olması halinde geçerlidir.”denmiştir. Ancak son dönem kararlarında dairenin, iş hukuku anlamında ivazlı ibranın kabulü görüşünden ayrılacağı kanaatindeyim.

Daire, kanunda düzenlenen bir aylık sürenin de üzerinde durmuş, “İş Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca işe iade davası açma hakkı bulunan işçinin, bu süre içerisinde işveren tarafından üzerinde yapılacak baskıların azaltılmasını ve iş güvencesin sağlanmasının amaçlandığı” vurgulanmıştır.

Diğer taraftan Yargıtay, ibranamenin tanzim tarihinin bir ay sonra olarak belirlenmesinin, fesih ile muaccel hale gelen alacakların ifasını bir ay süre ile ertelemeyeceğini belirtmiştir.
Banka yoluyla ödeme yapılmaması hali; borcun ibrası değil, borcun kısmen veya tamamen sona ermesi olarak değerlendirmiştir.

Bahsedilen tüm bu yasal sınırlamalar Yargıtay kararına göre işçi lehine olan sınırlamalardır. İşverenin alacaklı olduğu durumlarda (ihbar, cezai şart, eğitim gideri gibi) taraflar hiçbir sınırlamaya tabi olmadan işçinin borçlarını sona erdirebilirler.

Buraya kadar olan koşullar 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibranameler için aranmalıdır.

Bu tarihten önce düzenlenen ibranameler için geçerlilik sorunu işbu ilke kararı doğrultusunda incelenmelidir. Mesela bu dönemde düzenlenen ibranamelerin bir aylık süre geçmeden düzenlenmesi veya ödemelerin banka yoluyla yapılmaması ibranamenin geçerliliğini etkilemeyecektir.

01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibranamelerin geçersizlik sorununun değerlendirilmesine ilişkin ilke kararının maddeleştirilmiş hali aşağıdaki gibidir.
1- İş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir.
2- İbranamenin tarih içermemesi veya içeriğinden tanzim tarihinin anlaşılmaması durumlarında, ibranameye değer verilmez.
3- İbraname muhakkak irade fesadı halleri ve gabin yönünden incelenmelidir. Eğer bu haller varsa da bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekecektir.
4- Varlığı şüpheli veya tartışmalı olan bir alacak ibra edilemez. İşçinin hak kazanmadığı bir alacağın ibra metninde geçmesi halinde, savunma ve kayıtlarla da çelişmesi halinde ibra geçersizdir.
5- Miktar içeren ibranameler açısından;
a- Eğer tamamen ödenmiş ise, borç ifa yoluyla sona erer.
b- Kısmi ödeme var ise, kökleşmiş uygulama uyarınca ibranameye değer verilmez, makbuz hükmündedir.

6- Miktar içermiyorsa, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalı, irade fesadı denetimi yapılmalıdır. Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı halleri ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibraname geçerlidir.

7- Eğer işçi yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazı kayıt koymuşsa, ibra iradesinin bulunmadığı kabul edilir.

8- İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Burada ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebi ile geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yolu ile sona ermiş sayılabilir.

Başka bir güzel nokta, ibraname metninde, işçinin geçerli nedene dayanak olan davranışı veya performans düşüklüğünü kabul etmesi halidir. Bunun işçiyi bağlayacağı ve işverenin iddiasını ispat etmesinde avantaj sağlayacağı düşünülmektedir. Meğerki irade fesadı halleri ileri sürülmemiş olsun veya geçerli neden ile deliller çelişsin.

Yargıtay, işçinin ibraname metninde işyerinin ve işletmenin gerekliliği sebebiyle iş akdine son verildiğini kabul etse bile, Yargıtay bunun delillerle ispatlanması gerektiği görüşündedir.
Makalemizin giriş bölümünde de bahsettiğimiz üzere, ibraname olgusunu tüm unsurları ile incelemeye çalıştık. Hukuki dayanaklarının ve 6098 s. TBK öncesi hukuki tanımının bilinmesi ibranamenin yorumlanması açısından önem arz ettiğini düşünmekteyiz. İbranameyi tüm bu unsurlarından soyutlayarak sadece uygulamadaki hali ile dikkate almak isabetli bir yorum olmayacaktır.

Nihayet, bu konuda, uygulamada en fazla fayda sağlayacak bir bilgi ile makalemize son veriyoruz. Şöyle ki;
“TBK’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 sonrasında ibra sözleşmesi ile işverenin ibrası yasal olarak mümkün değildir. Zira ibra, borcun tatmin edilmeyen sona erme nedenlerinden biri olduğu halde, yasal düzenleme borcun tam olarak ifasını aramıştır. Sona ermiş bir borcun ibra ile tekrar sona erdirilmesi söz konusu olmaz. Şu hale göre TBK uygulamasında işverenin işçiye olan borçlarının ivazlı ya da ivazsız ibra ile sona erdirilmesi mümkün değildir.”

 

Av. Dicle Arar

Yorum Yap:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.